Wednesday, October 28, 2015

Naber gunce. Yine arayi actim afedersin. Malum Looo...oong weekend olunca :) Hm, o da ne, long weekend de ne ola der gibisin. Soyle aciklayayim: pazartesi de tatil! Vuhuu! boyle weekend'e can kurban. Bu firsattan istifade Wellington'a gittik zati. Dur simdi anlaticam.


Bu haftasonu yurtdisindaki vatandaslarin oy verme islemleri de vardi. Wellington'a biraz da bundan gittik. Once iki kisilik tatlis romantik bi yolculuk planlarken, labdan arkadasimiz "beni de Wellington'a atsaniza" deyiverince, pek de romantik olmayan ama bol cene calmali bir yolculuk yapmis bulunduk. Yol boyu arkadas bi heyecan bi yerinde duramama, o da ceneye vurunca kuzunun gozler gitti :) Boyk olmustu sonlara dogru. Neyse, arkadasimizi birakip elcilige gitmeye karar verdik. Fakat o da ne, telefonun navigasyonu calismiyor! Bir suru sovdukten sonra update'leri silip GoogleMaps'i kendine getirmeyi basardik. Neyse ki sonra pek sorun cikarmadi.



Elcilikte oylarimizi kullanip kendimizi gezme moduna sokabildik sonunda :) Dur bakalim nereden baslasam..Fotograflardan gidersem daha iyi olur sanirim. Bu arada cep telefonuyla anca bu kadar oluyor, cok super fotograflar cekemiyorum henuz. Ama bi ara ikinci el bi dijital kamera istiyorum ne yalan soyliyim. Guzel fotograflar cekmek benim de hakkim!


Gordugun gibi deniz kiyisindan yururken tatlis tatlis manzara eslik etti bize. Minik dukkanlar, mutlu sokak sanatcilari, patenciler, bisikletciler, kaykaycilar, herkes orada ve keyifli. Uzun suredir havayi bu kadar guzel goremeyince, insan bir gidim gunes isigina hasret kaliyormus. Direkt tisortle dolastik, oh mis! Kiyidan yuruyerek Te Papa muzesine gittik fakat cok sira vardi, o yuzden kisaca dolasip ogleden sonra gelmek uzere muzeden ayrildik. Tabii gitmeden once mavi balinanin kalbine goz atmadan edemedik. Colossal Squid'i de formaldehit tankinda kisa bir ziyaret ettik, pek mutlu gorunmuyordu.



Ee madem oyle nerede yiyelim derken Cuba caddesinde bulduk kendimizi. Burasi Wellington'un en islek ve eglenceli caddesi olarak geciyor. Minik bir suru dukkan, ikinci elciler, bir suru kafe ve restoran, civil civil her yer. Yeni bir yer mi arasak derken yine Wasabi Sushi'nin onunde duruverdik. Buraya ikinci gelisimiz.



Dukkanin sahipleri Japon, bildigin duzgun sushi yiyosun :) Tabii arada yok California roll yok mayonezli avokado roll gibi ecnebi sushiler olsa da guzel sashimi ve sushi yapiyolar. Bu sefer takoyaki de vardi! Uff nasi yedik ama. Bu sefer soguk icecek de siparis ettik, bi firt ondan bi firt bundan derken saglam karnimizi doyurduk :)


Yemekten cikip yine Cuba caddesi uzerindeki Kaffee Eis'e gidip dondurma yemeden olmaz! Dedik ve iki adim yuruyup guzel bir koseye kurulduk :) Bayiliyorum dondurma cesitlerine, cok taze ve lezzetli. Kuzuyla birlikte ikiser top istedik ama buranin iki topu bizim oralarin 5 topu gibi masallah, ellerini hic korkak alistirmiyolar. Ha sikayetci miyiz? Tabii ki hayir!


Onceden garip kombinasyonlar denemekte usta olan kuzu, bu sefer gayet ayaklari yere basan ve makul bir istekte bulunup hindistan cevizli ve kurabiye kremali dondurmada karar kildi. Ben ise tabii ki cikolatali ve vanilyali klasik kombinasyonumdan sasmadim. Mmmm...uzun suredir tatli yemiyordum, nasil iyi geldi! Arada boyle kacamaklar yapmak lazim ama, degil mi? Ben dondurmami 3 dakikada bitirirken kuzu dondurmasini iyice surup kivamina getirdi, her zamanki gibi. Hatta kulahini bile yumusatip tabiri caizse cignemeye gerek kalmayacak kivama getirip yedikten sonra kafeden ciktik, ve kendimizi tekrar Te Papa muzesine attik.

Te Papa muzesi kocaman ama kocaman bir muze, binasi cok katli ve bir gun harcasan yine gezemeyebilirsin her yerini. Sansimiza "The Scale of Our War" sergisi vardi. Canakkale Savasi'nin konu alindigi sergide normalin 4 kati buyuklugunde insan replikalari yapilmis ve segileniyor.


Savasta onemli rol almis askerlerin ve hemsirelerin replikalarinin yaninda, hikayeleri de cizgi roman tarzinda anlatilmis. Arka plan muzigine ve harika isiklandirmaya deginmiyorum bile. Resmen savasin icinde hissediyorsun kendini. Insanlarin hikayelerini ogreniyorsun, duygulaniyorsun, savasi sorguluyorsun...


Replikalar o kadar gercekciydi ki. Yuzlerinden akan ter damlaciklari, gozlerindeki kanlanmis kilcal damarlar, kollarindaki tuyler, yani aklina gelebilecek her ayrintiyi hayata gecirmisler. Ve her an hareket edebilecekmis gibi canli gorunuyorlar. Zaten sergide bi tane cocugun odu koptu ve aglamaya basladi replikalari gorunce. Kanli ayrintilar da vardi sergide, bir cocugun korkmasi son derece normal sanirim.


Savas kadar yasam kosullari da insanlar icin oldurucu olmus. Zaten serginin bir bolumunde askerlerin bitlerle savasi, yiyeceklerinden bocek ayiklamak zorunda kalmalari ve ona benzer berbat detaylar sergileniyordu. Hatta bir tane cekmeceyi acip icinde kocaman cirkin bir bit gorunce hemen kapatmak istedim. Terbiyesizin ayaklari bile bidi bidi oynuyodu, iyh....


Savasta Kiwi'ler kadar Maori'ler de savasmis. Hatta lutfen bizi de savasa goturun diye meclise istek gondermisler. Yeni Zelanda askerlerinin %93'unu Canakkale Savasi'nda kaybetmis. Bu nedenle bu savas ve askerlerin yapmis oldugu fedakarliklar onlar icin cok onemli.


Savas sonrasinda iyi iliskilerin temelini atan ilk insan belki de Ataturk olmustur. Ogullariniz bizim de ogullarimiz oldu diyebilecek kac yuregi genis komutan var ki? Insanlarin yerine insanligin oldurulmeye calisildigi bu savas amacina asla ulasamadi belli ki.

Muzeden biraz duygulanarak ayrildik. Aslinda daha da gezecek bir suru sergi vardi, fakat bizim gozumuz toptanci alisveris merkezi Moore Wilson'a coktan dikilmisti. Kilolarca cikolata bizi bekliyordu! Bu dukkan bir cok malzemeyi ve yiyecegi kocaman kocaman stoklar halinde bulunduran, tabiri caizse cennet gibi bir yer! Gecen sefer geldigimizde metrelerce pisirme kagidi rulosu, kocaman bir pecete yigini, bir suru kuruyemis ve 2.5kg'lik koca bir kuvertur cikolata blogu almistik! Bu seferki gezimizde daha guzel seyler bulduk ve inanilmaz inanilmaz inanilmaz mutlu oldum!


Dukkanda her ulkeden yiyecek var. Uzak Dogu ve Orta Dogu yiyecekleri zaten fiks. Bazen Amerika'dan da ithal yiyecekler bulundurabiliyorlar. Yiyecek kismina girmeden ilk once yanlislikla mutfak malzemeleri kismina girmisiz, iyi ki de girmisiz! Kendimi kaybedip yeni bir kek kalibi, kek tasima kutusu, dondurma kasigi, cikolata kalibi, cupcake kagitlari, tart kalibi ve su an aklima gelmeyen bir suru sey aldim!

Sonra yiyecek kismina girdik ve hemen cikolata reyonuna yoneldik. Bak bak ne buldum!


Aman tanrim.. Olabilecek en lezzetli ve kaliteli kuvertur cikolata paketi karsimda duruyordu. Azicik pahaliydi ama gozumu karartip pakete sarildim. Ben bununla neler yaparim var ya..Sonra bir suru sey ama bir suru sey aldik, sanirim biraz suyunu cikardik olayin. Iki kiloluk sam fistigi, uc kiloluk taze kaju, yarim kilo toz badem derken biraz kredi kartini zorlamis olabiliriz..Pisman miyim?Asla! Bayiliyorum bu dukkana. Tabii kasada Palmerston North'taki Turk restoranlardan birinin adini vererek indirim de aldik, kotu muyuz ne?

Butun bunlari yerlestirdikten sonra rotamizi Ataturk Memorial Park'a cevirdik. Sehir merkezinden yaklasik 20 dakikalik mesafede bulunan minik bir toren alaniymis, daha once kuzu gittigi icin benim de gormemi istedi. Sakin ve sevimli bir yolculuk yapip deniz kenarindaki tatli evleri izledikten sonra ufak bir park alanina vardik. Bir tepenin ucunda anit gozukuyordu, merdivenlerle cikmamiz gerekti.



Biraz yorulmustuk gun boyu yurumekten, ama bu manzara icin merdiven cikmaya kesinlikle deger. Sonunda tepeye ulasinca kucuk bir toren alani, ve Ataturk'un sozlerinin yazili oldugu kucuk bir anit gorduk. Manzara o kadar guzel, o kadar sakindi ki...Ister istemez birbirimize gulumsedik. Iyi ki gelmisiz, iyi ki buradayiz, dedik...


Burada ufak bir mola verip banklardan birine azicik oturduk. Havanin guzelligi, denizin sonsuzlugu, tertemiz ruzgar ve birbirimizin varligi inanilmaz bir huzurla doldurdu icimi. Cok sansliyim, cok...Orada oylece kaldik bir sure.

Oturdugumuz banktan kalkarken ufak bir yazi dikkatimizi cekti. Megersem banklar birilerinin anisina oraya konulmus, hem de o manzarayi seven birilerinin anisina :) Keske sen de bizimle birlikte oturabilseydin orada Mary.


Icimiz huzurla dolu, merdivenleri manzaraya baka baka inip sehir merkezine dogru yola ciktik. Arkadasimizi da alip ufak bir kafede aksam yemegi yedikten sonra Palmerston North'a donme vakti gelmisti.Sag salim evimize vardik, evimiz evimiz guzel evimiz!

Bir daha ne zaman Wellington'a gitsek?

No comments:

Post a Comment