Günler deli gibi hızlı geçiyor. Bu hafta neredeyse hiç laba gitmedim, güya evde çalışıyorum raporuma. Ama sümüklü böcek hızında ilerliyor. Bol bol mutfakta vakit geçirip oyalanıyorum. Bir yandan yusuf yusuf oluyorum. Yeterlilik sınavına lanet olsun. Neyse, yakında güzel bir tatile çıkıyoruz. Planını yaptım bile, hatta bir sürü atraksiyona bilet aldım. Dur anlatıcam hepsini. Önce mutfakta neler yaptığıma bi bakalım, mmm...
Geçen hafta yine Cumartesi gününe puf bi eppekle başladık. Cuma akşamından hamuru karıştırıp bıraktım, kendi kendine kabarıyor zati. Tabii bir artisan eppek sayılmaz, görüntüsünden de anlıyosundur zaten. Bir ara ucuza bi Dutch Oven bulursam o işe de girişeceğim. Ama henüz o kadar uğraşacak vaktim olmadığı için yalancı ekmekle idare ediyoruz. Neyse, kuzu baya severek yiyor. Zati önemli olan da o değil mi?
Bu hafta yapıp da bayılarak bir dilim yediğim Japon usulü cheesecake oldu. Tarifini aslında kendim uydurdum, ama sonra internette baktığımda buna benzer çok tarif olduğunu gördüm. Yani senden önce biz düşündük naabeer dedi internet bana. Neyse önemli değil, güzel oldu hatta çok güzel oldu. Üstüne de çileklerden bi güzel sos yaptım, bulut gibi nefis bir şey oldu. Dur tarifini vereyim..Bu tarifi çevirip anneme de yolladım, 250gram labneden bu kadar cheesecake çıkacağı için çok şaşıracak bence :) Bir ara blueberry veya strawberry picking yapmaya gidersek bu cheesecake'ten bol bol yapacağım demektir. Hala tadı damağımda..
Bu yıl farklılık olsun diye ve biraz da kendi eğlencem için buradaki sevdiklerimize yılbaşı hediye kutuları hazırlamaya başladım. Bildiğin gittim el işi kağıtları alıp kutular yaptım, içine koymalık bir sürü güzel şey hazırladım! Neler mi var? Dur göstereyim.
Ta daaa! Şekerlenmiş portakal kabuklarını bitter çikolataya bulayınca bu harika görüntü ortaya çıkıyor. Tadı da bi güzel oluyo ki sorma. Türkiye'deyken böyle paket paket Kahve Dünyası'nda satılırdı bunlardan, bi de limonlu versiyonu vardı. En çok portakallıyı severdim, hala da çok seviyorum. Yılbaşı kutularına koyarsam güzel olur diye düşündüm. Hala buzdolabında kabukları elleridnen alınmış 4 çıplak portakal üşümekte, onları ne yapacağımı bilemedim. Yakında pörsüyüp gidecekler zavallılar.
Wellington'dan aldığımız çikolatalı dulce de leche hala sapasağlam bak, tadı da mis gibi. Süt reçeli bu aralar yiyecek dünyasının yeni karameli sanırım. Ben de ucuzluğa giren bu kavanozu almasam olmazdı. Yeni mini spatulamla kavanozu olduğu gibi sıyırıp hazırladığım brownie'nin içine bi güzel dağıtıverdim. Sonuç? Çikolatalı dulce de leche'li brownie'ler! Ev sahibimize de bir tabak götürdük, adam içindekinin ne olduğunu söyleyemedi. Çikolatanın içinde biraz kayboldu belki, ondandır.
Bir de karanlıkta leche yığınını göremedi sanırım :) Oysa ben buradayım diyor! Hala yarım tepsi buzdolabında. Belki onları da yılbaşı kutularına koyarım. Yılbaşı kutuları demişken..
Bak işte burada :) İçinde neler mi var? Fıstık ezmeli glütensiz kurabiyeler, beyaz çikolata süslü brownie'ler, bahsettiğim portakal çubukları, tarçınlı ve bademli iki versiyon kurabiye, Türk kahveli trüf kalpler ve sanırım bu kadar. İlk denemem için fena değil, ne dersin? Bunlardan birkaç tane daha yapmam lazım. Hocamız glüten yiyemediği için ona glütensiz tarifler yapıyorum, arkadaşlarımızdan birinin de yumurtaya alerjisi var. Neyse ki evde kimsenin alerjisi yok, bir malzemeyi eksiltip başkasıyla tamamlamak çok zor olabiliyor bazen. Hele ki un ve yumurta gibi mutfağın en temel malzemeleri alerji yapıyorsa, elin ayağına karışıyor. Neyse ki ikisinin de birer alerjisi var, hem glüten hem yumurta alerjisi olsa işte o zaman seçeneklerim iyice azalmıştı.
Bu aralar evde olunca akşam yemeklerini de bi özenir oldum. Bu hafta sağlam yedik sanırım. Örnek menümüzde kıtırlı asparagus, çin böreği, mor lahana turşulu salata (mor lahana turşusunu kendim yaptım!) ve soya soslu tavuk var. Mor lahana turşusunu ne zamandır yapmak istiyordum. Çok kolaymış! Yarım lahanadan iki tane 500gramlık kavanoz doldu. Bildiğin lahanaları doğradım, kaya tuzuyla ovdum, biraz süzgeçte bıraktım, kavanozlara doldurup yarısını üzüm sirkesiyle, yarısını da suyla doldurup inkübasyona bıraktım. 3 gün sonra şahane olmuştu :) Kuzu da çok sevdi, hatta bugün söylemesi ayıptır lahmacunun arasına koyup yedik. Miss..
Son zamanlarda sürekli kariyer seçimimi düşünür oldum. Daha doğrusu, böyle mi yaşıycaz, böyle mutlu olucak mıyız, gelecekte ne yapıcaz, mutlu olmak için insan ne yapmalı gibi çağın dertleri gibi şeyler düşünüp duruyorum. Hayalimdeki pastane açma fikri her geçen gün aklımda biraz daha öne çıkıyor. Planlar yapıyorum, sürekli strateji kuruyorum, önce şunu sonra bunu yaparım diye sıraya koyuyorum. Cidden yapabilecek miyim bilmiyorum, Yapmalı mıyım bilmiyorum. Bazen her şey gözüme kolay gözüküyor, bazen de inanılmaz zor. Bazen ne dert ediyosun yaşa git işte diyorum, bazen de her şey çok karışık geliyor. Böyle hisseden bir ben miyim bilemiyorum. Eskiden bu kadar düşünmezdim sanırım bu konuları. Bilmiyorum ya..sanırım yeterliliğin yaklaşması beni sağlam strese soktu. Strese girdiğim için de fara tutulmuş tavşan gibi donup kaldım. Ama bir yerden toplamam gerek. Kariyerim nasıl yön alır bilemiyorum ama, bir yemek blogu açmak en azından birkaç yıla yapabileceğim bir şey olabilir. Yapmak istiyorum, yedirmek istiyorum, göstermek istiyorum, sürekli mutfakta vakit geçirmek istiyorum. Tanrım hastalık gibi..Almak istediğim bir sürü mutfak malzemesi ve kitabı var.
Yarın D. ile birlikte diş buğdayı kurabiyeleri yapıcaz. Malum minik D.'nin dişi çıkacak yakında, ve kutlama yapmak istiyorlar. Sabahtan SPCA'ye gider biraz kedi mıncırırım.
Mıncırmak demişken.. Hafta içi dışarıdaki çöpümüzde koca bir sıçan bularak dehşete düştük. Çöpleri belediye poşetine aktarayım derken baktım bir şeyler kıpırdıyor içinde, derken sıçancığın popişini görüp küçük bir kız gibi çığlık attım. Beni merak edip gelen kuzu da sıçanla göz göze gelip en az benim kadar çığlık attı :) Ne yapıp edip sıçanı çöpümüzden kovduk ama bir daha gelme ihtimaline karşı çöp kafasını korumaya aldım. Cam geridönüşüm kutusunu çöpün kafasına bir güzel oturttum, sıçancık kolay gelsin! Biliyorum senin de eppek derdin, ama çöpümüzden aniden fırlayarak bizi korkutursan çöp atacak kimsen olmaz ona göre :) İstersen sana minik sıçan yiyecekleri hazırlayıp bırakabilirim! Ay cidden bak iyi fikir, azıcık yiyecek mi bıraksam bahçeye? Hıı çok iyi fikir gerçekten, sonra sıçan uykumuzda gelip kulağımız kemirsin. Bazen yumuşak kalplilikte abartıyorum galiba. İki dakikada sıçan için minik boyutlu bi sofra kurma hayali geçti aklımdan.
Saçlarım iyice uzadı günce, artık öndekileri kıvırıp arkaya tutturmak suretiyle gururlu bir tiki dolması sahibi oldum. İyice uzatıp küt kestirme planım var, tabii sıcaklarda ne kadar dayanabilirsem o zamana kadar geçer o plan. Gidip kafama estiği anda kestirebilirim belli olmaz. Gerçi en son berber faciasında civcive benzediğim yetmemiş gibi temiz 70 dolarımı da hüpletmişlerdi. Terbiyesizler.. Türkiye'deki kuaförleri özlemiyor değilim.
Bu pazar piyano hocamın düzenlediği konserde hem solo, hem de düet çalıcam. Düet çok güzel oldu son haliyle, bugün tekrar çalıştık. Solo parça çalacağımı önceden bilmiyordum, baktım hoca çalmamı istiyor ben de kabul ettim. Old French Song diye bir parça, çok güzel :) Kuzu çoktan ezberledi bile. Bugün de hocama yılbaşı hediyesni (bakınız yukarıdaki kutu) verdim, çok mutlu oldu! İnsanları yiyecekle mutlu etmeyi seviyorum.
Ben ufaktan kaçayım, bilgisayar iyice ısındı ve ellerim terledi çoktan.
Şimdilik tatil planımı anlatmayayım, ama çok epik olacak haberin olsun.







No comments:
Post a Comment