Yeni Zelanda'nın en sevdiğim özelliği belki de, Noel'in yaza denk gelmesi ve kocaman tatil süresi. Bu tatili değerlendirip 2015'i 2016'ya bağlayan tatilde sağlam gezdik. Aralık 21'den Ocak 1'e kadar sürmesini planladığımız tatil bir gün erken bitti, ama çok çok güzeldi. Şimdi planlama aşamasını anlatayım.
Bulunduğumuz kuzey adada (North Island) kalmak suretiyle yukarı doğru gidip kocaman bir halka çizerek Palmerston North'a dönmeye karar verdik. Rotamızın üzerinde Napier, Rotorua, Coromandel, Hamilton, Waitomo ve New Plymouth vardı. Her durakta en az bir gece konaklamayı planladık, çünkü tatil yapacağız diye hadi hadi yapıp canımızı çıkarmak istemedik.
Kalacağımız yerleri genelde motel ve backpackers'lardan ayarlamaya çalıştık. Malumunuz çok çok daha ucuz oluyor. Banyo, tuvalet ve mutfağı başka insanlarla paylaşmayı dert etmiyoruz artık kısa vadede, hem Yeni Zelanda genel olarak çok temir bir ülke olduğu için ufak bir tuvalet ziyareti mide kramplarıyla sonuçlanmıyor Türkiye'de olduğu gibi.
Arabamızda sürekli yiyecek ve içecek bulundurmak istediğimiz için bir tane soğuk kutu edindik, içine önceden dondurulmuş buz aküleri koyarak yiyecek ve içecekleri yaz sıcağından korumuş olduk. Aslına bakarsan çok pratik hazırlandık. Her birimiz için kabin bagajı büyüklüğünde bir valiz, biraz mutfak malzemesi, temizlik malzemesi ve yiyecek içecek derken hazırdık zaten. Yola güneşli bir günde çıktık, ilk durağımız Napier!
Napier'e varıp hemen backpacker'ımıza check in yaptık. Kaldığımız yer Toad Hall diye, şehir merkezinde 3 katlı mavi beyaz bir backpacker'dı. Check in yapıp odamıza çıkınca minicik ve ranzalı olduğunu gördük :) Her backpacker gibi.
Napier'de ilk durağımız Te Mata tepeleri oldu.
Tepelere doğru giderken arabanızı park edebileceğiniz çeşitli yerler var, biz aşağılarda bir yere park edip yürüyüş yapmayı tercih ettik. Zaten Te Mata tepelerine yürüye yürüye çıkmak işin eğlencesi. Bir sürü irili ufaklı tepe var, ve hepsine çıkabiliyorsun. Tepede manzara inanılmaz...
Yürüyüşe tam başlayacağız, şu ufaklık bildiğin bize sardı :) Hem bana hem kuzunun kafasına defalarca konup bizimle yürüyüşe geldi bir süre. Sürekli ciyaklamayı da ihmal etmedi kerata :) İlk defa kafamıza bir orman kuşu konmuş oldu, kendimi artık bir Disney prensesi sayıyorum.
Tepeye kadar yürüdük yürüdük, Shire gibi ortamlardan geçtik. Biz nefes nefese kalırken yanımızdan 90 yaşındaki teyzenin hızlı tempoda ikinci turunu koşuyor olmasını aldırmamaya çalıştık. Biz de yaşlanınca böyle olucaz diye karar verip yürümeye devam ettik.
Yükseklere çıktıkça insanın içi açılıyor. En tepeye kadar bir sürü irili ufaklı tepelere tırmanıp en son en yüksek tepeye çıktık. Oradan paragliding bile yapılıyormuş, platformu vardı. Aşağıda da bir sürü inek, habersizce ot çiğniyorlar. Acaba biz de bir gün paragliding yapar mıyız? İnekleri korkutmak eğlenceli olurdu.
İyi ki güneş kremi sürmüşüz, kremli halimizle ıstakoz gibi kızardık. Bildiğin güneşe yaklaştığımı hissettim o derece, yüksek mi yüksek. İyi ki gitmişiz ama :) Yeni Zelanda'nın en sevdiğim yönü, bu tarz doğal veya milli parkların ücretsiz olması. Herkes ailesiyle geliyor, eğleniyor ve efendi gibi evine dönüyor. Mis!
Te Mata tepelerinden sonra o kadar ısınmıştık ki, en iyisi bir plaja gidip cosss diye suya girmek olacaktı. Fakat çoktan güneş battığı için plaj planını yarına bırakıp backpacker'ımıza geri döndük. O akşam ne yedik tam hatırlamıyorum aslında, ama kuzu bize mısır haşladı ve bol cips yedik, onu hatırlıyorum :)
Napier'in harika bir deniz kıyı şeridi var. Akşamları ailecek veya arkadaşlarla oturup bir şeyler içip muhabbet etmelik tam. Sanırım o gece biz de öyle yaptık. Take out bir şeyler alıp kıyıya gittik, gece esintisinin tadını çıkarıp muhabbet ettik. Sonra backpacker'ımıza dönüp sıkış tıkış ranzalarımıza sığmaya çalışıp ertesi gün plajın hayalini kurarak uyuduk..
No comments:
Post a Comment