Biliyorum çok açtım arayı ama işte, naparsın. Hiç gelmememden iyidir di mi.
Bu arada neler oldu neler. Şaka maka Türkiye'de darbe girişimi oldu, bir sürü saldırı bir sürü bomba, ödümüz patladı. Neyse ki ailelerimiz güvende, o yüzden daha fazla anlatmıyorum.
Günce Türkiye'den Yeni Zelanda'ya taşınalı 20 f*cking kilo almışım, inanabiliyor musun. Kesin vericem bunları, şakası yok. Sağlığım tehlikede. Böyle gıdım gıdıp kilo alınca insan fark etmiyor yıllar içinde.
Komşumuzun köpeği Murphy'cik bizde kaldı haftasonu boyunca geçen. Keratayla sağlam eğlendim, ama çok salyalı be ya. Tarçın hiç böyle vıcık vıcık bir köpek değil ya, neye uğradığımı şaşırdım. Bir de cüssesi kocaman diye yavru olduğunu unutup duruyorum, ama aslında kendisi 7 aylık sadece. Yani yetişkinliğe adım atmak için daha koca bir senesi var. O yüzden oyanıp hoplamak zıplamak, gün boyu yürümek istiyor.

Güya sahipleri yavrucağı eğitime filan götürüyorlar ama, hiç yürüme adabı yok, sıfır. Biraz eğitim yaptık ettik ama dışarıda dikkatini toplamak çok zor, malum daha çocuk. O yüzden kolumu koparırcasına çekiştirdiği çok oldu. Ha ben ne yaptım, bir tane yürüme ve eğitim kemeri sipariş ettim ikinci el, hatta az önce ödemesini yaptım. Bu haftasonu elimde olacak. Onu takınca ellerim serbest, çekiştirmeye de dayanıklı olacağım :) Hem eller serbestken daha kolay eğitiliyor, yürüyüş de daha zevkli oluyor. Şimdilik Murphy için kullanacağım ama aslında Tarçın için aldım. Su ve yem için, kaka poşeti için bölmeleri filan var, bayağı havalı bir şey. Arkadaşım M bu haftasonu teslim alıp bana getirecek, hadi bakalım.
Bu aralar işler güçler çok ilerlemiyor, iki defa kurduğum kültürlerde kontaminasyon fark ettim. O yüzden kültürler büyürken daha çok bilgisayar işi yapıp rapor yazıp çiziyorum filan. Deneylere de tekrar ağırlık vermem lazım haftaya.
Bu, a, ra, da! Bilmem Instagram sayfamdan gördün mü, sonunda düzgün makaronlar yapmayı başardım! Tarifi ne zamandır deniyordum, Cafe Fernando'nun kitabındaki makaron tarifi kendisi. Her şeyi eksiksiz yapıyorum, yine olmuyor yine olmuyor. Kabukların üstü çatlıyor, çatlamazsa da üstüne çöküp pörsük bir görüntü oluyor. Kaç deneme yaptım hatırlamıyorum ama çok badem tozu harcadım. Ama sonunda...

Tadaaa! Düzgün ayaklı üstü çatlamamış mini makaron kabuklarım :) Peki bunu nasıl başardım? Geçen Cumartesi günü ilk tepsimi fırına sürüp yine hüsrana uğrayınca, ulan böyle işin deyip geri kalan makaronlarımı saatlerce masada bıraktım. Meğersem üstünün kabuk tutup çatlamayı engellemesi için cidden saatlerce dışarıda bekletmem gerekiyormuş. Malum buraların havaları nemli, o yüzden geç kuruyor kabuklar. Ama elime yapışmayan kıvama gelmesi yeterli değilmiş, daha da kuruması gerekiyormuş. Bunu çözdüm ya, tamamdır artık. İstediğim her türlü makaronu yapabilirim!

Ortasına zengin çikolatalı ganaş sıkıp kapattığım minicikötesi makaron, tadı efsaneviydi. Hele de buzdolabında bir gece beklettikten sonra sakızımsı bir kıvam aldı iyice, mükemmel oldu. Ben bunu kafemizi açınca yaparım ki.
Onun dışında neler oldu dersen..Aslında bir sürü şey oldu ama çoğunu hatırlayamıyorum. Ha, kafamızı tekrar 3 numaraya vurdurduk. Serin serin dolaşıyoruz.
Bu aralar daha çok evde yemek yemeye çalışıyoruz, malum tek maaşa düştük ya. Şimdilik birikmiş paramız fena değil, evde yemek işine devam edersek baya kotarırız gibi geliyor. Arada salata filan yapıyorum bir önceki günden, bir de kahvaltı niyetine yumurta haşlayıp peynir filanla birlikte kutulara koyuyoruz. Arabada giderken yiyince zaman kaybetmiyoruz (gibime geliyor en azından). Up and Go diye bir süt içiyorduk sabahları, ama içinde manyak derecede şeker olduğu için vazgeçtim. Yumurta iyidir candır.
Onun dışındaa..sanırım şimdilik bu kadar. Haftaya UCOL'un tanıtım gününe gitmeyi umuyorum, şeflik programları ile ilgili bilgi almak için. Doktora bitince oldukça heyecanlı bir süreç başlayacak gibi!
Bir ara da Kanada'dan birileriyle konuşup Tarçın işini sormam lazım. Buraya getiricem onu bir şekilde, yetti gari hasretlik.
No comments:
Post a Comment