Sunday, September 4, 2016

Yine Arayı Açtık mı

Naber günce.

Biliyorum yine asırlar geçti en son yazımdan, ama napalım. Yine geldiğime şükret sen :)

Nasıl gidiyor keyfin nasıl? Bizden iş güç bildiğin. Bakalım son zamanlarda neler olmuş..geriden gidip hatırlamaya çalışıcam.

En son piyano dersimde (piyano demişken dur hocanın ders ücretini ödiyim iki dk) çok çok güzel bi parçaya başladım. Hoca çaldığından beri aklımda sürekli.


Böyle güzel parça mı olur...Öğreniyorum bu hafta, bakalım becerebilecek miyim. Çalma kısmı değil de pedal kısmı zorluyor azıcık. El ayak koordinasyonum çok süper değil ama işte idare ediyorum. İyi ki başlamışım piyano dersi almaya geçen sene. Kendime yaptığım en güzel yatırımlardan biri. 

Onun dışında du bakalım...Saçımı kestirip toplattım geçen, uzunluğu değişmedi ama vahşice uzamış ense saçlarından kurtuldum. Türkiye'ye dönene kadar uzayacak bakalım.

Türkiye'ye döndüğümüzde bir doğum bir de düğün olacak gibi. Maid of honor olucam heheh :) Şimdiki yeme düzenini devam ettirebilirsem birkaç kilo daha vermiş olurum sanırım. Aslında iki haftadır da tartılmıyorum, bu sabah da unuttum. Yarın bir tartılayım bari. Vermem gereken bi 15 kilocuk var. Neyse fena gitmiyorum, havalar berbat olsa da ufaktan yürüyüş yapmaya çalışıyorum. 

Yürüyüş demişken, komşumuzun ayı boyutlarındaki köpeği Murphy'yi bir ara parka götürdüm ve off leash yürüdük. Tasmasız yürüyüş tasmalıdan çok çok daha eğlenceli kesinlikle. Kerata çok uzaklaşmadı, hep etrafımda takıldı, çağırdığım zaman geldi ve bir sürü arkadaş edindi. Azıcık çamur olduk ama olsun o kadar. Sana bi ipucu: köpeğin çağırdığın zaman gelsin istiyorsan köpeğinin adını çok mutlu bir şekilde çağır, ve köpeğinin ters istikametine koşturmaya başla. Kerata nasıl da geliyor koştura koştura. Bir ara yorulup oturdum parktaki banka, hemen yanıma gelip o da oturdu, biraz dinlenince yine koşturmaya başladık. Çok eğlenceli be :)

Böyle de dana bir şey kendisi. Bu park bizim evden 30 dakika yürüyüş mesafesindeki Linklater Reserve. Hem yakın hem de çok güzel bir yer olduğu için yürüyüşe gideceğim zaman buraya gidiyorum. Hem bir sürü köpüş de oluyor, ben köpeksizsem bile mutlaka bir öpücük alıyorum ıslak bir burundan :) Nasıl iyi geliyor anlatamam. 

Bu arada. Biz geçen Wellington'da çikolata festivaline gittik demiş miydim? Dememişim. Azıcık anlatayım o zaman. Uzun süredir haftasonları bir etkinlik yapmıyorduk, bu festivalin reklamını görünce fırsat bu fırsat dedim. Biletleri aldım ve Cumartesi yola koyulduk. Wellington bize çok yakın, arabayla 1.5 saate varılıyor. Ve yol çok güzel...Dondurma dükkanları, organik sebze tezgahları, minik kafeler ve bir sürü şey. Favori kısmım deniz kenarından seyreden ince yol. Öyle güzel bir manzarası oluyor ki için gidiyor. 

Festival zamanından daha erken Wellington'a vardığımız için, merak edip gitmek istediğim bir kafeye gittik önce. Çok popüler bir Fransız fırını olan Bordeaux'da kronut ve kruvasan yedik birer. Kronut dediğim kruvasan hamurundan yapılan donut gibi bir şey. İçinde pastacı kreması dolgusu var. Sade ve çikolatalı denedik, sadesini daha çok beğendik. Birer kruvasan yedikten sonra da iyice doyduk zaten. Kahve ve bagetimizi de aldıktan sonra ufaktan gitsek mi derken, hadi bir de sushicimize uğrayalım dedik. Cuba caddesindeki kaitenzushi dükkanını anlatmıştım zaten. Bizi hatırladılar sağolsunlar :) Sushi'ye abanıp deli gibi şiştikten sonra yürüyerek Te Mata müzesine, festivalin yapılacağı yere gittik. 

Festival çok çok kalabalıktı ama güzel zaman geçirdik açıkçası. Birkaç yeni teknik öğrendim, hatta kendi çikolata tabletimi bile yaptım. 


Değişik kahve ve çikolataların tadına baktık, çikolataya doyduk açıkçası. Yeni Zelanda el yapımı ürünlere çok kıymet veriyor. İnsanlar fabrikasyon yiyecek ve ürünlerdense, yerel ve el yapımı ürünleri tercih ediyor. Zaten haftasonları yerel marketler kuruluyor çoğu şehirde, ve insanlar buralardan alışveriş yapıyor. 


Bu farecik de çikolata ustasının ganajla ve damla çikolatayla modelleyip çikolataya batırdığı bir ürün. Çok da lezzetliydi açıkçası. Malum çikolata kaliteli olunca...Şu çikolataya batırma çatallarından almalıyım ileride.


Çok değişik ürün tanıtım standları gördük, üreticilerle ve şeflerle konuştuk. Bol bol tadım yaptık. Sanırım çikolatayı abarttığım için Fransız fırınından aldığımız bageti tek başıma yedim yol boyunca. Bildiğin koca bageti yedim. Pişman değilim.


Müzede bir katı tamamen satış standlarına ayırmışlar. Orayı da bol bol gezip üreticileri, değişik markaları gördük. El yapımı çikolatalar kesinlikle ucuz değil, ama zaten marketten aldığın çikolatanın kat kat kalitelisini aynı fiyata alamazsın. O yüzden garipsemedim.

Tablet çikolata atölyesinde seçtiğin çikolatayı tablet kalıbına döküp, üstüne istediğin şeyleri serpiştiriyorsun. Ben 55% bitter çikolata üzerine kurutulmuş çilek ve yaban mersini, biraz da hindistan cevizi serpiştirdim. Çok da sevimli oldu kerata. Çikolata hazır olunca kalıbıyla birlikte eve götürebiliyorsun. 


Malum bitter çikolata olunca kuzu yemez herhalde diye düşünüp komşulara verdim, büyük hata yaptım. Yemek istiyormuş meğer :(

İşte böyle günce, şimdilik aklıma gelenler bunlar. Ha bu arada, bu havalarda makaron yapmak imkansız oldu. En son başarılı makaron denemelerimde çok güzel ayaklar ve mükemmel bir iç kıvam yakalamıştım, sakız gibi oluyolardı kerata. Şimdi aşırı nemden dolayı fırına girmeden önce üstlerinde oluşması gereken kabuk bir türlü oluşmuyor. Çok fazla trouble shooting yaptım ama yağmurlar bitene kadar makaron yapmamaya karar verdim. Malzeme boşa gidiyor bildiğin...


İşte böyle günce. Bu hafta yoğun ve yorucu geçecek diğerleri gibi, ama en azından motivasyonum yerinde. Bol bol çalışmam lazım, çalışıyorum da. Bana şans dile. Görüşürüz yine.





No comments:

Post a Comment